BASIN AÇIKLAMALARIMIZ
|
|
|
BİSMİL DEMOKRASİ VE ÇÖZÜM PLATFORMU Biz de Hasankeyf `e gönül Ilısu Barajı ; Batman , Mardin , Siirt , Şırnak ve Diyarbakır `da toplam 187 yerleşim yerini yok edecektir. Bunu bir başka şekilde de ifade edecek olursak, tam olarak 300 kilometrekarelik alandaki bütün yerleşim yerleri suya gömülecektir. En önemlisi de 12 bin yıllık geçmişi ve dünyada benzeri olmayan antik kent Hasankeyf `teki uygarlık izleri de tümden yok edilecektir. Ayrıca, 60 ila 80 bin civarında insan da göçe maruz kalacaktır. Ilısu Barajı , günümüzde demode olan, 50 yıl öncesinde projelendirilen ve ÇED raporu olmayan bir çalışmanın ürünüdür. Yılda 3 .8 milyar KW enerji elde edilmesi planlanan Ilısu Barajı , kültürlerin gökkuşağı konumundaki Hasankeyf `i yutmaya hazırlanan bir dev gibi çirkin ağzını açmış, beklemektedir. . 1978 yılında Kültür Bakanlığı 1. derecede sit alanı ilan ettiği Hasankeyf `in yok olma tehdidi altında olmasına rağmen Dünya Kültür Mirasları kapsamına alınmaması da siyasi bir karardır. Sn. Başbakan Erdoğan `ın defalarca `Hasankeyf `i sular altında bırakmayacağız` demesine rağmen hala Ilısu barajının eski projesinde ısrar edilmesine de bir anlam veremiyoruz. Barajların kültürel miras ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri Allianoi , Halfeti , Zeugma , Halan Çemi ve en son da Hasankeyf `te ortaya çıkmıştır. Toprağında tarihin muhteşem güzellikleri gizli olan Zeugma `nın değeri ancak sular altında kalınca anlaşılmıştır. Afganistan `daki Budist heykeller bombalanınca bütün dünya ayağa kalkmıştı. Biz de Hasankeyf `in ne bombalara, ne de sulara maruz kalmasını istemediğimizden yetkilileri şimdiden uyarıyoruz. Çünkü Hasankeyf için henüz geç kalınmış değildir. Ilısu Barajı yapılarak da Hasankeyf `in kurtarılması mümkündür . Baraj kodu 510 metreden 479 metreye indirilirse Hasankeyf Ilısu Barajı havzası dışında kalacaktır. Yılda sağlanacak enerji miktarı ise bu durumda 3.8 kw`dan 3.2 milyar kw`ya düşmüş olacaktır. Bu açığı da turizm ve su havzası dışında kalacak verimli tarım arazilerinden elde edilecek gelirlerle telafisi mümkündür. Ilısu Barajı `na diğer bir alternatif de güneş ve rüzgar enerjisidir. Bölgemizde 365 günün en az 300 günü güneş görmekte ve coğrafyanın önemli bölümünde rüzgar etkili olmaktadır. . Biz Hasankeyf Gönüllüleri olarak diyoruz ki, Sadece büyük barajlar yapılarak enerji açığı giderilemez. Enerji üretmenin bir çok alternatifi vardır, ama Hasankeyf gibi değerlerin alternatifi asla yoktur. Eserleri başka bir yere taşıma vadide uyutmadan ibarettir. Çünkü Hasankeyfteki eserlerin bir çoğunun taşınması da mümkün değildir. Ömrü ancak 50-60 yıl olabilecek hantal bir baraj uğruna 10 bin yıllık uygarlık tarihini , göz göre göre sulara gömersek sonraki kuşaklar bizleri lanetleyecektir. Her yatırımın faydası da zararı da vardır; ama Ilısu barajının zararları faydalarından daha çoktur. Ilısu barajının olumsuz etkileri sadece tarihi ve kültürel mirası yok etmekle sınırlı değildir. Baraj; Botan , Garzan , Batman ve Dicle nehirleri kenarındaki 300 Km.lik alandaki bölgenin en verimli sulu arazilerini de yok edecektir. İklim değişecek, nem oranı artacak, astım, bronşit, sıtma gibi hastalıklarda artış olacaktır. Batman `ın can damarı olan Petrol yatakları barajda su tutulması ile sulanacak, Batman yerleşim alanlarındaki su seviyesi yükselecek ve zeminde göçükler artacak, olası depremlerde de büyük facialar yaşanacaktır. Onlarca hayvan nesli yok olacak, tespit edilen 250 arkeolojik alan ve dünyada eşi benzeri olmayan Hasankeyf Kalyonları, 3500 mağara da sular altında kalacaktır. Barajın yapımı %100 dış kredi gerçekleştirildiğinden, ülkemiz büyük bir borç altına konulacaktır . Ayrıca halkımızın maneviyatına, Sosyo-kültürel değerlerine de zarar verecek, evliyalar, yatırlar , türbeler ve mezarlıklarla bağları kopacak olan bireyler travmalar yaşayacaklardır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye `nin imzaladığı başta Malta sözleşmesi olmak üzere uluslar arası sözleşmelere göre Ilısu Barajının yasal olarak yapılması mümkün değildir. Nasıl ki Fırtına vadisinde, Yusufeli `nde, Munzur `da baraj yapımı mahkeme kararları ile durdurulmuşsa Ilısu `da da aynı kararın alınacağına inanıyoruz. Öncelikle Türkiye mahkemelerinde Ilısu barajının durdurulması için yargıya baş vuracağız, istediğimiz sonucu elde etmezsek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi `ne başvuracağız. Dileğimiz odur ki tüm bunlara gerek kalmadan Sn Başbakan Erdoğan`ın söz verdiği gibi Ilısu barajının mevcut projesinin iptal edilmesidir. 2. Genel olarak baraj ve santral problemleri
Baraj ve santrallerden kaynaklanan problemler dünyada çoktur ve bunlar kimi tepkilere neden oluyor. Bazı ülkelerde (7), örneğin İsveç‘te (8), Norveç‘te, Fransa‘da, Avustralya‘da, Amerika‘da, Macaristan‘da (9) halktan gelen tepkiler üzerine hükümetler belli bazı baraj ve elektrik santrallerin inşaatlerini durdurdu. Büyük barajların çevresel ve toplumsal etkileri konusunda yapılan bir araştırmaya (10) göre, bu alandaki problemler iki gruba ayrılmaktadır: Baraj inşaatı ve su toplanmasından önceki problemler:
- inşa yerinden insanların göçü ve yeni yerlerde bunların yerleştirilmesi Barajlarda su toplanmasından sonraki problemler:
- su altında kalan tarımsal alanlar Çevre ile ilgili olarak çok önemli çalışmalar yürüten Worldwatch İnstitute (WRİ) raporlarında baraj ve santrallerden kaynaklanan sorunlara hep dikkat çekmektedir. Örneğin Afrika‘daki Viktoria gölü de, bu tür sorunlardan kaynaklanan önemli zararlara uğradı. Balık türlerinin yüzde 60‘i yokoldu. Yine Missisipi nehri üzerinde kurulan kontrol noktaları, kendileriyle birlikte bazı tehlikeler getirdi.(12) Şili‘de Biobio suyu üzerinde inşa edilen Pangue Barajı çok değişik açılardan eleştiriliyor. Yöredeki örgütler, barajın çevresine etkileri konusunda bir araştırmanın yapılmadığını ve bu nedenle barajın toplumsal, kültürel, ekolojik ve ekonomi alanında büyük zararlara yolaçabileceğini ileri sürüyorlar. İsveç ve Norveç‘in (13) ilgili kuruluşları bu projeye yardım ediyorlar. Her ne kadar Norveç‘in Norad‘ı başlarda projenin çevreye olası etkileri nedeniyle yardımda bulunmadıysa da sonradan bu kararını değiştirdi ve projeye yardım etti.(14) Malezya‘da Rejang suyu üzerinde bir bölümü İsveç-İsviçre ortaklı ABB firması tarafından inşa edilen proje (Bakun Hydroelectric Project) de çok değişik çevrelerden eleştiri aldı. Hatta Malezya‘da bir mahkeme, projenin çevre yasasına aykırı olduğunu kararlaştırmasına rağmen devlet yöneticileri anşadan vazgeçmediler. İsveç Doğayı Koruma Derneği‘nin verilerine göre 5 halk topluluğundan yaklaşık 7 bin insan göç etme ile karşı karşıya kaldı. Yaklaşık 69 bin hektarlık orman kesilme tehdidi altında. İnternational Rivers Network‘un verilerine göre, 90‘dan fazla hayvan ve bitki türü büyük zararlar görebilirler. Bu nedenle uluslararası alanda ABB‘ye karşı büyük bir kampanya var.(15) Çin‘de Yangtsey suyu üzerinde inşa edilen Sanxia Barajı da sert eleştirilere uğrayan projelerden biridir. Rotterdam‘daki Uluslararası Su Mahkemesi, barajın inşası ile doğa ve sosyo-ekonomik yaşam üzerinde büyük tehlikelerin oluştuğunu belirterek Çin hükümetinin dikkatini çekti. Amerika, Japonya, Almanya ve Kanada baraj inşasına karşılar ve kendi şirketlerinin de inşa işlerinde yer almamalarını istiyorlar. Çin hükümetinin verilerine göre, yaklaşık 1,8 milyon insan baraj bölgesinden göç etmek zorunda kalacaklar. Binlerce köy ve 104 küçük şehir baraj suları altında kalacak.(16) Kaliforniya, Assuan ve Aral gölü alanında meydana gelen gelişmeler GAP açışından da önemli ve bunlardan sonuç çıkarılması gerekir. Çünkü benzeri gelişmelerin GAP yöresinde de yaşanabileceği genel olarak vurgulanan kanılardan biridir. Amerika‘da Kaliforniya bölgesinde sulama baraj inşasından önce başladı. 1910 yılında 200 bin hektarlık bir alanın sulamasıyla başladı. Derin ve yerüstü drenaj alanında önlemler alınmadığı için toprak tuzlanması tarımdaki birçok probleme neden oldular. Bu yörede her sulamada hektar başına 800 kilo tuz verildi ve bu da yörede büyük bir alanda tarımın artık yapılmamasına neden oldu.(17) Baraj inşalarından sonra problemler artarak büyüdü. 1935‘te Hoover baraji tamamlandığında büyük iddialarla savunuldu. Hoover‘i diğer barajlar izledi: Parker, İmperyal, Davis, Laguna Palo ve diğerleri. Sadece Kaliforniya‘da irili ufaklı 27 baraj inşa edildi. Kaliforniya‘da büyük plantasyonların yoğun olduğu yöreye verilen isim de tesadufi değildi. “İmperyal“ sı sermaye sahiplerinin bölgeye çekilmesi ve onların olası amaçlarını ifade etmede bir sinyal gibiydi adeta. Ne var ki doğa yaşanan gelişmelere karşı cevabını suyun tuzlanması ile verdi. 1950‘lerde yehlike artık gözle r önünde idi. Zarar sadece bununla da kalmadı ve Colorado suyu yoluyla Meksika‘ya kadar yayıldı. Tuzlu su, Meksika köylülerine büyük zarar verdi. Meksika hükümeti bu nedenle 1961 yılı sonunda Amerika‘yı protesto etti. Protestoların artması nedeniyle Amerika, Meksika toprakalrındaki tuzun azaltılması için birkaç yüz milyon dolar harcama yapmak zorunda kaldı. Barajların kendileriyle birlikte getirdiği tahribatlar, her geçen gün rtarak büyüdü.(18) Yanlış plan ve programlardan kaynaklanan büüyk zararlara gösterilen örneklerden biri de Assuan Barajı‘dır. Bu baraj da tıpkı diğer barajlar gibi büyük propagandalarla inşa edildi. Öyle gösteriliyordu ki Assuan Barajı adeta Mısır‘ın “cennet“i olacaktı. Doğrudur baraj kendisiyle birlikte tarıma önemli bazı sulama olanakları sağladı ve bu, Mısır gibi sussuz ve çölleşmiş toprakları hiç de az olmayan bir ülke için yeni bir umudun başlangıcı idi. Fakat çok geçmeden olumsuz sonuçlar da birbir ortaya çıktı: Çölleşme, toprak tuzlenması, bazı hastalıkların artması, doğa üzerindeki tahribatlar ve benzerleri gibi. Büyük iddialarla yaptırılan bir proje, öylesine sonuçlar ortaya çıkartmıştı ki daha sonra bizzat Mısır Tarım Bakanı Sayed Marei‘nin ağzından feryat ve figanlar yükseliyordu. Yine birkaç yıl sonra Mısır Cumhurbaşkanı bilimsel bir kongrede toplantıya katılanlara çağrıda bulunarak, onların bilgi ve tecrubeleriyle Mısır‘a yardım etmeleri halinde, Mısır‘ın Assuan Barajı‘ndan kaynaklanabilecek bazı problemlerin üstesinden gelebileceğini belirtti.(19) Sovyetler Birliği döneminde Aral Gölü bölgesinde bazı yanlış plan ve programlar ya da sonuçları pek tahmin edilmeyen bazı adımlar nedeniyle “felaket“ olarak değerlendirilebilecek tahribatlar meydana geldi. Pamuk tarlalarının sulanması amacıyla her yola başvuruldu, hatta suların akıntı yolları değiştirildi. Amu Derya ve Sari Derya sularıyla iki büyük kanal (biri 300 diğeri 1100 kilometre uzunlukta) inşa edildi. Peki sonuç ne oldu? Bir dönem dünyanın 4. büyük gölü olan Aral Gölü 1960-1992 dönemindeki uygulamalarla, alanının yüzde 50‘sini, kapasitesinin ise yüzde 70‘ini kaybetti. Gölde litre başına tuz miktarı 10 gramdan 37 grama yükseldi. Balık hemen hemen kalmadı. Yöredeki toprak sulaması, gölün kurumuş bölümünün tuzu nedeniyle bozuldu. 1995 verilerine göre bölgede yaşayan yaklaşık 4 milyon insan kimi gözlemciler tarafından “felaket“ olarak değerlendirilebilecek koşullarda yaşıyordu ve tuzlu ve kimyasal ilaçlarla bozulmuş suyu içmek zorundaydı. Suyun kalitesi kötüleştikçe kimyasal ilaçlara ağırlık verildi. Bu tür nedenlerle hastalıklar da arttı. Örneğin bölgede çocuk ölümleri oranı diğer bölgelere nazaran dört kat daha fazla. Aral Gölü ve çevresinin kurtarılması için ulusal ve uluslararası kimi girişimler var, fakat bunların ne kadar başarılı olacakları bilinmemekte.(20)
|
BİSMİL DEMOKRASİ VE ÇÖZÜM PLATFORMU OLARAK
Dünyada küresel ısınmanın yol açtığı olumsuz gelişmelerden biri olarak ortaya çıkan kuraklığın bölgemizde özelde de ilçemizde çok ciddi sorunlara yol açacağı kaygısını taşıyoruz.Hükümetlerin yıllara dayalı bölgeyi ihmal etmişliğinden kaynaklı modern tarım yöntemlerinin kulanılmaması çiftçilerimizi sussuz tarıma mecbur bırakmıştır.
Oysa Avrupa birliğiği müzakere sürecinde olan ülkemizin en büyük avantajı olan ve dünyanın en verimli topraklarına sahip bölgeyi ciddi anlamda özel desteklenmesi ve modern tarıma bir an önce geçmesi gerekirdi
Biz bismil Demokrasi ve Çözüm Platformu olarak böylesi bir açıklamayı yapma ihtiyacını hissetik.Oysa çiftçilerin kendi örgütlenmesi olan ziraat odasından böylesi bir açıklamayı beklerdik.
İlçemizde yaşanan kuraklığın çok ciddi sosyal sorunlara yol acacağı kaygısını taşıyoruz.bu kaygımızı kamuoyu ile paylaşmak istedik ve bu knouda yetkili ve sorumlu olan kişi ve kurumların biran önce bölge çiftçisinde özelde ilçemizdeki çiftiçilerimize güven verici açıklamalarda bulunması ve zararlarını karşılanması gerekir ki halkımzda şuanda mevcut olan karmasarlığın umutusuzluuğn giderilmesi ve bunun yerine geleceğe ümit ve güvenle bakabilsinler.
Acil olarak hükümetten ve tarım bakanından bu knouda duyarlılık bekliyoruz.
BİSMİL DEMOKRASİ VE ÇÖZÜM PLATFORMU DÖNEM SÖZCÜSÜ YAVUZ ŞİMŞEK